Uyku Bozuklukları

Uykusuzluk nedir?

Uykuya dalma, uykuyu sürdürme ve sonlandırmaya ilişkin sorunlar, dinlendirici olmayan uyku, insomnia (uykusuzluk) karşılığı kabul edilmektedir. Gündüzleri yorgunluk hissi, duygu alanında değişmeler (huzursuzluk, hırçınlık gibi), verimlilikte azalma, hatta düşünsel işlevlerde bozulma tabloya eşlik edebilmektedir. Uyku bozukluklarının genel populasyonda yaygınlığı % 15-35 civarında olup, % 10-20 oranında ağır ve kalıcı bir şekilde uykusuzluktan yakınanlar bulunmaktadır. İnsanların % 50’si yaşamlarının bir döneminde uykusuzluk çekmektedirler. Bu insanların yarısının sorunlarının ciddi boyutta olduğunu ifade etmeleri, uykusuzluğun önemli ve oldukça yaygın olduğunun bir göstergesi olarak kabul edilebilir.

Araştırmalar kadınların daha fazla uykusuzluk yakınması bulunduğunu göstermektedir. Yaşın ilerlemesiyle birlikte uyku ihtiyacı da azalmaktadır. Gençlerin daha çok uykuya dalma güçlüğü çektikleri, yaşlıların ise uykuyu sürdürmeye ilişkin sorunlarının ön planda olduğu dikkati çekmektedir. Yaşlılıkla artan hastalıkların uykusuzluk oluşumuna katkısı da yadsınamaz.

Süregen uykusuzluk, kadınlarda, yaşlılarda ve bedensel ya da ruhsal hastalıkları olanlarda yaygındır. Uykusuzluk, hasta için uyuyamamanın ötesinde anlam taşımakta, psikososyal, mesleki alanlarda da sorunlara yol açmaktadır. Araştırmalar, uykusuzluğu olan insanların günlük yaşamlarında ve genel sağlık alanlarında daha çok sorunları olduğunu, giderek yaşam kalitesinin düştüğünü ve zaman/enerji yönünden daha çok yardım aramaya yöneldiklerine işaret etmektedir.

Psikiyatrik bozukluklarda uykusuzluk yakınmasının % 75 oranında bulunduğu dikkati çekmektedir. Bunların içinde depresyonda ortaya çıkan uyku bozuklukları özel bir yer tutmaktadır. Depresyonda olan kişilerin uyku örüntüsündeki değişiklikler biyolojik gösterge olarak kabul edilmektedir. Bu örüntüdeki tipik özellikler, kısa sürede REM dönemine girme, geceleri sık uyanma, sabahları erkenden uyanma olarak özetlenebilir. Anksiyete (kaygı) tablolarında ise çoğu zaman uykuya giriş sorunları ön plandadır. Bu hastaların bir bölümü gerginlik nedeniyle, yeterince gevşeme elde edemediklerinden uykuya zorlukla girebilmektedirler. Uykusuzluğu olan kişilerin bir sonuç alamamalarına karşın uyumak için alkol vb. maddeleri kullandıkları dikkati çekmektedir. Bu şekilde, tabloya diğer sorunlar eklenmektedir.

Tedavi

Uykusuzluğun kaynağı olarak görülen bedensel ve psikolojik gerginlikle başetmek için gevşeme teknikleri ile gerginlik ortadan kaldırılmaya çalışılır. Bazı uykusuzluk tablolarında ilaç tedavisi kullanılmaktadır.
Uykusuz insanların bir bölümünde sadece uyku hijyeninin düzenlenmesiyle önemli ölçüde yarar sağlanabilmektedir.

Uyku hijyeni için şu noktalara dikkat edilmelidir:

  • Çok aç ya da tok olmamak,
  • Kafeinli, alkollü, kolalı içeceklerden ve tütün kullanımından kaçınmak,
  • Düzenli egzersiz yapmak, ancak akşam saatlerinde heyecan oluşturacak aktivitelerden kaçınmak,
  • Uyku gelmeden yatağa girmemek,
  • Yatak odasını sadece uyku ve cinsel ilişki için kullanmak,
  • Uyuyamadığında uyumaya çabalamamak, yataktan ve yatak odasından çıkarak başka bir yerde zaman geçirip uyku gelince yatağa dönmek,
  • Ne kadar uyunursa uyunsun sabah belirli bir saatte kalkmak,
  • Gündüzleri uyumamak ve yatak odasını ses, ışık, ısı yönünden izole etmek.

Aslında bunlar herkesin sağlıklı bir uyku için dikkat etmesi gereken kurallardır

 

Posted in Bipolar Yaşam0 Comments

Travma Sonrası Stres Bozukluğu

Travma, insanın fiziksel ve ruhsal dünyasını sarsıcı düzeyde etkileyen her türlü olay için kullanılabilecek bir tanımdır. Günlük hayatta da çok sık kullanılmaya başlayan travma kelimesi zaman zaman sadece hissettiğimiz stres düzeyini arttıran olaylar için kullanılırken kimi zaman da ani olarak gerçekleşen ve korku, dehşet, panik, yada kaygıya yol açan, anlam vermekte yada alışmakta zorlandığımız durumlar için de kullanılmaktadır.
Doğal afetler, terör, savaş, kronik yada akut hastalıklar, ekonomik krizler gibi toplumsal travmaların yanı sıra, trafik kazası, tecavüz, taciz, istismar, ani hastalık yada sakatlıklar, işkence, ayrılık, ölüm, işsizlik gibi kişisel travmalar mevcuttur. Kişi için bir olayın travma özelliği kazanması için o olayı kendisinin yaşaması şart değildir. Kendisi yaşamasa bile kişinin tanık olduğu sarsıcı bir olay da o kişi için travmatik olabilir.
Stres ise kişinin kaygısal dengesini bozan her türlü olay yada durum olarak nitelendirilebilir ve herkeste travmanın etkisine yada kişinin özelliklerine göre farklılık gösterebilir. Bir kayıp ya da bir ayrılık kimisi için travmatik bir özellik taşırken başka bir kişi bu durumdan fazla etkilenmeyebilir.

Stres ise kişinin kaygısal dengesini bozan her türlü olay yada durum olarak nitelendirilebilir ve herkeste travmanın etkisine yada kişinin özelliklerine göre farklılık gösterebilir. Bir kayıp ya da bir ayrılık kimisi için travmatik bir özellik taşırken başka bir kişi bu durumdan fazla etkilenmeyebilir.

Travma sonrası stres bozukluğu ise tecavüz, trafik kazası, ağır bir hastalık, yangın, savaş gibi herkes için korkutucu olan ve kişinin fiziksel bütünlüğünü tehdit eden yada ölüm tehlikesine sebep olan bir olaydan sonra gelişen bir takım belirtiler olarak tanımlanabilir. Bunun gibi olayları yaşayan yada bu olaylara tanıklık eden kişiler aşırı derecede korktuklarını yada çaresizlik ve dehşet duygularını hissettiklerini belirtirler.

Travma sonrası stres bozukluğunun görülme sıklığı toplumda topluma, bölgeden bölgeye hatta mevsimden mevsime bile farklılık gösterebilir. Bu değişikliklerden dolayı sıklık ve yaygınlık konusunda sağlıklı bir bilgi vermek olanaklı değildir.

Travma sonrası stres bozukluğunda travmatik olayların ortak özellikleri şunlardır;

1.      acı veren olayın çok ağır oluşu
2.      stresin, daha önceden kestirilemeyen, beklenmedik nitelikte oluşu
3.      bireyin, olay karşısında denetim gücünün olmayışı yada çaresizlik durumu
4.      çevre desteklerinin yetersizliği

Travma durumlarında verilen normal tepkiler beş aşamada inlcelenebilir.

1. Korkular ve kaygıların belirgin olduğu aşama
2. Karşılaşılan durumun korkutucu sonuçları ve kayıplarıyla başa çıkabilmek için zihinsel ve duygusal olarak üstün bir çaba gösterdiği aşama
3. Hayatta kaldığından dolayı minnettarlık ve mutluluk hissedilen aşama
4. Travmatik durumun gerçekleşmesine zemin hazırlayan ya da sebebiyet veren kişi kurum ve durumlara karşı hissedilen öfke ve engellenmişlik aşaması
5. Duygusal ve zihinsel açıdan yaşanılan yapılanma sonucunda algıların daha gerçekçi bir hal aldığı aşama

Travma sonrasındaki stres tepkileri

Yaşanan olağanüstü bir olayın ardından gösterilen tepkilerin hemen “anormal” olarak adlandırılması yada ciddi bir psikolojik problemin varolduğu düşüncesinin yayılması doğru değildir. Yaşanan olağanüstü durumla ilgili olarak kişinin verdiği stres tepkileri belirli bir süre için son derece normal olarak karşılanmalıdır. Öncelikli olarak kişinin yaşadığı bu durumun gerçekliğine ve kendisine yaşattığı acı, üzüntü yada kayba alışması gerekmektedir ki bu alışma süreci kişiden kişiye farklılık gösterebilir. Hiçbir müdahale olmadan bu sürecin 6 ila 16 ay arasında tamamen kaybolduğu bir çok araştırmada gözlenmiştir. Ancak gerek bu süreyi aşan durumlarda gerekse bu sürenin aşılmasına gerek kalmadan, ağır bir travmatik olayı izleyen 3-4 haftalık sürecin ardından, kişinin günlük hayatını son derece olumsuz yönde etkileyen bir takım şikayetlerin dozajının artması ile travma sonrası stres bozukluğunun oluştuğu şüphesine düşülebilir.

 

Posted in Bipolar Yaşam0 Comments

Fobiler

Her canlı, birey olarak varlığını tehdit eden ya da tehdit riski taşıyan varlık ve durumlardan içgüdüsel olarak kaçınır. İnsan bilincinde bu kaçınma, korku olarak algılanmaktadır. Korku bu haliyle, kişinin varlığını, yaşamını sürdürmesine hizmet eden savunma sistemlerinin bir ön-uyarı mekanizmasıdır ve yaşamın sürdürülebilmesi için gereklidir.

Örneğin, her insan şu ya da bu ölçüde köpekten korkar. Hafif ya da ağır, hatta ölüme neden olabilecek bir tehlike kaynağı olabilecek köpekten korkmak, olağandır ve gereklidir. Bir köpekten gelebilecek tehlike için gereken önlemleri alarak bu korkunun üstesinden gelebilmek, böylece bir köpekle fiziksel ya da duygusal temas kurabilmek düzeyinde tutulabilen köpek korkusu, hastalıklı bir durum olarak kabul edilemez. Çünkü bu haliyle, kişinin kontrolünden çıkmış, onun istencine hükmeden, sonuçta günlük yaşamını olumsuz yönde etkileyen bir duygu-durum değildir.

Korkunun, “kontrolden çıkması”, yaşamın sürdürülmesi için gerekli olan bir ön-uyarı sistemiyle uyum sağlanamaması anlamındadır. Kişi, o korkunun, onu kaçınmaya zorladığı durumlardan kaçınmayı sağlayamaz ya da bu kaçınma, onu duygusal olarak rahatlatmaz. Yine endişe ve korku içindedir ve bu anksiyete onun günlük yaşamını istediği tarzda sürdürmesine olanak vermez. Onun, sanki kendi dışında işleyen bir mekanizma gibi, kendi istencine hükmeden bir dış güç gibi işlev görür. Bu haliyle, yaşama hizmet eden korku, yaşama karşı olan fobiye dönüşür.

Fobi toplumda sık görülen bir anksiyete bozukluğudur. Fobisi olan insanlar “fobik” diye adlandırılırlar. Yapılan araştırmalar toplumda %10 oranında fobi tespit etse de tahminen bu değer %25 dolaylarındadır. Fobiler halk arasında hastalıktan ziyade huy ya da kişilik özelliği olarak düşünüldüğünden tedaviye başvuranların sayısı azdır. Araştırmalarda fobi sıklığının beklenenden düşük çıkmasının en önemli nedeni budur. Kadınlarda erkeklere oranla iki buçuk kat daha fazla görüldüğü saptanmıştır.

Fobinin nedenleri konusunda farklı ekollerin farklı açıklamaları vardır. Freud, fobiyi bilinçaltı çatışmaları olarak tanımlar. Watson’a göre ise fobi, şartlı reflekse dayanır.

Fobi belirtileri

ÖzKorku yaratan obje, durum ya da aktivite ile karşılaşıldığında anksiyete belirtileri ortaya çıkar. Panik atakta görülen belirtilerin hemen hepsi fobik durumla karşılaşıldığında ortaya çıkabilir. Bu belirtilerden bazıları şunlardır:

  • Çarpıntı
  • Yüz kızarması
  • Yüzde kaşınma ve yanma hissi
  • Titreme
  • Terleme
  • Bulanık görme
  • Nefes darlığı
  • Ağız kuruluğu
  • Yutkunma güçlüğü
  • Mide bulantısı
  • Bilinç kaybı
  • Ani tansiyon düşüşü
  • Bayılma vb.

Tedavi

Fobilerin tedavisinde ilaç ve psikoterapi birlikte uygulanır. İlaç tedavisi çoğu kez yeterli değildir ve antidepresan ilaçlar kullanılır.

Fobilerin tedavisinde en sık başvurulan yöntem, kişinin korkusuyla yüzleşmesinin sağlanmasıdır. Kişinin, anksiyete yaratan varlık ya da durumun üstüne giderek anksiyeteyi nasıl yaşadığını ve onunla nasıl başa çıkabileceğini öğrenmesi istenir.

Posted in Sağlıklı Eğitim0 Comments

Bipolar Duygulanım Bozukluğu Hastalarına Öneriler

Manik-depresif hastalık olarak bilinen bipolar bozukluk, mani ve depresyon nöbetlerini içeren bir ruh hastalığıdır. Hastanın duygu durumu aniden yükselir, ya çok neşeli olur ya da tam aksine çok üzgün ve ümitsiz kalır. Daha sonra hasta eski durumuna geri döner.

Bipolar bozukluk tipik olarak adolesan ya da erken erişkin dönemde başlar ve hayat boyu deva eder.
Hastalığın etkili bir tedavisi vardır ve hastayı boşanma, iş kaybı alkol ve madde kötü kullanımı ve intihar gibi sonuçlardan korur.
Manik-depresif hastalık, tedavi edilmezse kişinin hayatını olumsuz yönde ektileyebilir ve ayrıca diğer ağır hastalıklarda olduğu gibi, bipolar bozukluk da aile fertleri bu durumun etkisi altında kalırlar. Çükü rahatsızlığın alışılmadık davranış bozukluklarıyla savaşmak zorunda kalırlar.
Bipolar bozukluğun kalıtsal olduğuna inanılır, fakat henüz özel bir genetik bozukluk tarif edilmemiştir.

BİPOLAR BOZUKLUĞUN BELİRTİLERİ

Bipolar bozukluk mani ve depresyon nöbetleriyle seyreder,
Manik nöbetin belirtileri:
* Sinirlilik
* Aşırı öfke ya da neşe durumları
* Her zamankinden farklı davranışların bulunduğu dönemler
* Enerji ve aktivitenin artması, düşünce akışının ve konuşmanın hızlanması
* Uyku ihtiyacının azalması
* Hastanın kendi gücü ve yetenekleri hakkında gerçekci olmayan inanışlara kapılması
* Cinsel ilginin artması
* Madde kötü kullanımı, özellikle kokain, alkol, ve uyku ilaçları kullanımı
* Öfkelendiren ya da herşeye karışan baştan çıkarıcı davranış biçimleri

Depresyon nöbetinin belirtileri:

* Kendini devamlı üzgün, endişeli hissetme
* Kötümserlik ve ümitsizlik duygusu
* Suçluluk ve değersizlik hisleri
* Günlük aktivitelere ilgi ve isteğin azalması
* Konsantrasyon ve karar vermede güçlük, unutkanlık
* Yerinde duramama, sinirlilik
* Uyku bozukluğu
* İştah ve kilo kaybı ya da kilo alımı
* Bedensel bir hastalığa bağlı olmayan kronik ağrı ve geçmeyen bedensel şikayetler
* Ölüm ve intihar düşünceleri, intihar girişimi
Manik-depresif hastalıkta mizaç durumlarını bir spektrum olarak ele almak yararlı olabilir. Bir uçta ağır depresyon diğer uçta da ağır mani bulunur. Tam ortada normal duygu durum vardır.
Tedavi edilmemiş bazı hastalarda tekrarlayan depresyonların yanında sadece tek hipomanik atak bulunur ki buna bipolar II denir. Bazen de manik ataklar çok sık olur.

Farklı hastaların kendi hastalıklarını tanımlamaları:

Depresyon: Yeteneklerimin tümünü kaybettim. Aklım yavaş çalışıyor sanki, nerdeyse işe yaramaz bir haldeyim. Çaresizlik ve ümitsizlik içindeyim. Diğerleri sadece moral bozukluğu olduğunu ve üstesinden gelebileceğimi söylüyorlar. Ama ne hissettiğim hakkında en ufak fikirleri yok. Eğer hissedemezsem, düşünemezsem, hareket edemezsem ve de iyileşemezsem niye bu dünya da yaşıyorum ki?
Hipomani: İlk önce kendimi yüksekte hissediyorum, bu harika bir şey… düşünceler hızlanıyor… sanki yıldızlar daha parlak görünüyor… doğru kelimeleri ve fikirleri anında buluyorum. Daha önce hiç ilgilenmediğim insanlar ve eşyalar birdenbire ilginç hale geliyorlar. Şehvet hislerim artıyor ve baştan çıkarmak ve çıkarılmak karşı konulamaz bir hal alıyor. Kendimi çok iyi, çok güçlü ve çok mutlu hissediyorum. O anda herşeyi yapabilirim… Ama bütün bunlar bir noktada değişiveriyor.
Mani: Zaten hızlı olan düşüncelerim daha da hızlandı… düşünceler kendi kendine gidiyorlar, durduramıyorum. Bulaşıcı bir mizah anlayışım oluyor. Arkadaşlarım benden korkuyorlar. Herşey benim aleyhime oluyor. Çabuk sinirleniyorum, zaman zaman korkularım oluyor, kontrolümü kaybediyorum.
Bu mizaç değişiklikleri acil tedavi gerektirir, böylece manik-depresif kişi hastalığın yaşantısını kötü yönde etkilenmesini minimuma indirmiş olur. Hasta işini kaybetmez, sosyal ilişkileri bozulmaz ve olası intihar girişimleri önlenebilir.
Manik-depresif hastalık, başlangıçta genellikle hatanın kendisi, akrabaları, arkadaşları tarafından farkedilemeyebilir.
·Manik-depresif hastalık, ilk belirtisi hipomani olabilir. Hastanın enerjisi artmıştir, sinirlidir, ani ve beklenmeyen hareketleri vardır.
·Hipomanik olan hasta kendini çok iyi hissedebilir. Aile fertleri hastalığı fark ettiklerinde de kişi hasta olduğunu kabul etmez.
·Hastalığın ilk devrelerinde ruh hastalığı dışında bir problem yok gibi gözükebilir. Ancak zamanla alkol veya madde kotu kullanımı, okul ya da işte performans düşüklüğü olarak ortaya çıkar.
·Bipolar bozukluk tedavi edilemezse kişi manik ve depresif dönemleri daha ağır ve uzun süreli geçirmeye başlar.

TEDAVİ

* Hastanın çoğu tedaviye cevap verirler
* Bipolar bozukluğu olan hastaların çoğu (çok ağır biçimleri bile), tedaviye cevap verir.
* Lityum, gerek manik nöbetin tedavisinde ve gerekse koruyucu olarak çok etkili olmaktadır.
* ·İlaçlarla beraber psikoterapinin de oldukça faydası vardır.

YARDIM BULMAK

Bipolar bozukluğu olan bir kişi mutlaka bir psikiyatrist tarafından tedavi edilmelidir. Ruh sağlığı alanında çalışan diğer kişiler, örneğin psikologlar ve sosyal çalışmacılar da tedaviye destek olabilirler.
Yardım bulunabilecek yerler:
* Psikiyatri hastaneleri
* Devlet hastaneleri psikiyatri bölümleri
* Özel poliklinikler ve muayenehaneler
* Halk sağlığı organizasyonları
* Manik-depresif hastalığı olan kişilerin genellikle yardım bulmak için de yardıma ihtiyaçları vardır.
* Kişi genellikle ne kadar hasta olduğunun farkında değildir ya da probleminin nedeninin bir ruh hastalığı olmadığını düşünür.
* Hasta, ailesinden ve arkadaşlarından tedavi için destek görmelidir. Aile hekimlerine ve pratisyen hekimlere aileyi yönlendirme konusunda büyük görevler düşmektedir.
* Hasta, ağır bir nöbet geçiriyorsa kendisini ve çevresini korumak ve yakın takip için hastaneye yatırılır,
* Eğer kişide intihar düşünceleri varsa acil tedaviye ihtiyaç vardır. Uygun tedaviyle intihar düşüncelerinin üstesinden gelinebilir.
* Hasta bipolar bozukluğun hayatı boyunca devam edeceğini ve hastalığı kontrol altında tutabilmek için uzun süre tedavi olması gerektiğini bilmelidir.
* Tedavi içindeyken olduğu gibi sonrasında da hastanın desteğe ihtiyacı vardır.

* Bir çok hasta destekleyici grup tedavilerinden yara görür. Ayrıca bu gruplara ailenin diğer fertleri de katılabilirler.

Posted in Araştırma Öncelikleri0 Comments

Manik Atağın Ölçütleri

  1. En az 1 hafta süreyle (ya da hastane yatışı gerekiyorsa süreye bakılmaksızın) anormal ve sürekli bir şekilde yükselmiş, coşkulu (öforik) ya da öfkeli (irritabl) ayrı bir duygudurum döneminin var olması
  1. Bu dönemde aşağıdaki belirtilerden en az 3′ünün (duygudurum yalnızca irritabl ise 4′ünün) önemli bir derecede ve sürekli var olması
  1. Abartılı yükselmiş benlik değer duygusu ya da grandiyözite
  2. Uyku gereksiniminde azalma
  3. Daha konuşkan olma ya da basınçlı konuşma
  4. Düşünce uçuşması ya da düşüncelerin çok hızlandığını hissetme
  5. Dikkatin dağılması (distraktibilite)
  6. Amaca yönelik etkinlik artışı ya da psikomotor aktivitede artma
  7. Önemli zararlara neden olabilecek zevk verici etkinlikler aşırı girme
  1. Belirtilerin karışık (mikst) tip epizoda uymaması
  2. Duygudurum bozukluğunun iş yaşamı, sosyal etkinlik ve ilişkilerde önemli bozulmaya yol açacak, kendine veya başkalarına zarar vermesini önlemek için hastaneye yatırılmasını gerektirecek ağırlıkta ya da psikotik özellikte olması
  3. Bu dönem madde (alkol, uyuşturucu gibi) kullanımının doğrudan etkilerine veya genel tıbbi bir hastalığa (hipertiroidi gibi) bağlı olmamalı

Not: Belirgin şekilde bir psikiyatrik tedavi (ilaçlar gibi)ile ortaya çıkması kolaylaştırılan manik epizodlarda ikiuçlu-1 bozukluk tanısı konulmaz.

Psikotik boyut: Hezeyan ve hallüsinasyon varlığında psikotik boyuttaki bir manik sendromdan bahsedilir. Duygudurumla uyumlu psikotik özellikler, megalomanik temalı hezeyan ve hallüsinasyonları kapsar. Duygudurumla uyumsuz temalar ise, bunların dışındakileri (bizar hezeyan gibi) içerir.

Uzm.Dr. Hasan Basri İzgi

 

Posted in Bipolar Yaşam0 Comments

Bipolar mı? Yoksul Olmak mı?

Dönem dönem (nöbetler halinde);

  • yerinizde duramayacak kadar çok hareketlisiniz.
  • hızlı, takibi zor, konudan konuya atlayarak konuşuyor,
  • abartılı boyutlarda neşe gösterileri içindesiniz.
  • kendinizi aşırı güçlü, zeki, önemli ve güzel buluyor,
  • imkansızı dahi başarabileceğinize inanıyorsunuz.
  • normalde ilgilenmeyeceğiniz kişilere karşı bile cinsel dürtüler hissediyorsunuz.
  • konsantrasyon kaybı yaşıyor ve dikkatiniz çabuk dağılıyor.
  • uyku ihtiyacınız azalmış,
  • hiç olmadığı kadar yemek yiyor,
  • kazancınız üzerinde para harcıyor,
  • hatta çevreye abartılı armağanlar veriyor,
  • ve her zamankinden farklı görünmeye çalışıyorsunuz.

Bunu takip eden; aşırı harcamaların, girilen aşırı ilişkilerin, sınırları zorlayan aşırı eforun sizi tükettiği başka bir dönemi de yaşıyorsunuz. Bu nöbette de;

  • yorgunluktan bitkin düşüyor,
  • günlerce yataktan çıkmak istemiyor,
  • kendinizden nefret ediyor,
  • hayatın berbat, hiçbir şeyin ise yolunda gitmediğine inanıyorsunuz.
  • özgüveninizin dibe vurduğu,
  • herkesin size kötülük edeceğini sandığınız bir ruh halindesiniz.
  • hatta intiharı dahi düşünecek kadar kendinizi mutsuz hissediyorsunuz.

Diğer bir söylemle; bir dönem neşe krizi (mani), sonrasında da durgunluk ve karamsarlığı (depresif) uç noktalarda yaşıyorsanız, manik-depresif bir hastalık olan “bipolar” olabilirsiniz.

İngilizcede “bi” iki demekse, “polar” da kutup demek ya, o yüzden bu işin Türkçesine “iki uçlu” duygudurum bozukluğu da deniyor.

Bir gün enerjimiz tavan yapıp yerimizde duramıyor, diğer bir gün de bitkinlik ve bıkmışlık duyguları içinde hiçbir şey yapmak istemiyor, hayatla bağımızı kesiyoruz.

Hani şu “iki ucu boklu değnek” dediklerinden!

Manik durumdayken konuşkan, özgüvenli, hatta yaratıcı ve üretken olabilirken; depresif evrede ise ciddi bir endişe ve umutsuzluk hakim. Manikdeyken kendimizi apartmanın üst katından atlasanız bir şey olmayacak gibi hissederken, depresyonda intiharı dahi düşünebiliyoruz. Her ikisi de tehlikeli ve yıpratıcı. Bu sosyal ilişkileri bozan, çevremizdeki kişisel algınızı yerle bir eden bir durum olduğu kadar, birey olarak çok da yorucu.

Aslında hepimiz bir gülüp bir ağlıyor, bir sevip bir nefret ediyor, bir coşup bir kabuğumuza çekiliyoruz. Bu doğru ve aslında hayatın da ta kendisi. Ancak bu iniş çıkışlar sıklaşan gitgellere dönüşüyorsa, o zaman “bir dakika” deyip kişisel farkındalığı arttırmakta fayda var.

Çünkü bipolar bir hastalık. “Hızlı yaşa genç öl” veya “bak yaratıcı şahsiyetler de bipolarmış” denemeyecek kadar ciddiye alınması gereken bir durum.

 

Posted in Sağlıklı Eğitim0 Comments

Bütün Yönleriyle Depresyon

Prof.Dr.Yusuf Alper

Ege Üniversitesi Tıp Fak. Psik. Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Sayın Prof. Dr. Yusuf Alper, bu kitabıyla yaklaşık her dört kişiden birinin yaşamının belirli dönemlerinde karşı karşıya kalabildiği bir hastalık olan ve biyo-psiko-sosyal nedenleriyle bir duygu durum bozukluğu olan Depresyonun, Tanısı Nedenleri Psikodinamiği Tedavisi ile ilgili çok yalın anlaşılabilir bir dille; gerçekten de kendisinin iddia ettiği gibi; okur-yazar bir kişiden ileri düzeyde entelektüel donanımlı birine kadar herkesi aydınlatabilecek ölçüde bilgiler sunmuştur okurlarına.
Kitapta: duygudurum bozuklukları, depresyon, depresyonun nedenleri, depresyonun psikodinamiği, depresyonun ilaçla tedavisi, depresyonda psikoterapi; psikanalitik psikoterapiler, kısa dinamik psikoterapiler, kişiler arası ilişkiler terapisi, bilişsel terapi, bütüncül yaklaşım bölümleri altında ilgili bilgilere ulaşmak mümkün.

Bipolarla başarılı bir savaş verebilmek için mutlaka doğru ve aynı zamanda yeterli bilgi sahibi olmak gerekir; Bir takım medyatik yaklaşımlarla elde edilmiş bilgiler,(ve hatta bazı durumlarda tedavi veren kurumlardaki doktorlarımızın zaman kıtlığından dolayı geniş yelpazede veremedikleri bilgilerden dolayı) hastalık hakkında bilgisiz hastaları ve hasta yakınlarını daha da içinden çıkılmaz bir döngü içine sokup çaresiz kılabilmekte; bu noktada başvurulabilecek
ve de tüm hasta ve yakınlarının bu hastalıkla mücadelelerinde, benzerlerinden farklı bu kitabı okumaları doğru ve doyurucu bilgiye ulaşmaları yönünde, hastalığı tanıma ve kendilerini orda tanımlayabilmeleri açısından gerçekten yararlarına olacak bir adım diye düşünüyorum

Posted in Bipolar Yaşam0 Comments

Yaşama Dokunmak İçin: Bir Manik Depresifin Notları

Sevil Avşar

Bir ruh hastası olmak nasıl bir yük; bir ruh hastası neler duyar, nasıl düşünür… sizin, üstünde durmadan geçtiğiniz yaşamın küçük ayrıntıları bir ruh hastası için nasıl bir işkencedir göresiniz istedim. Dört yıldır, aksamalarla da olsa günlük tutuyorum. Bu günlük genellikle çok hasta olduğum dönemlerimde yazılmıştır. Aklım başımdayken, yani ‘normal’lerden biriyken yazdığım pek az bölüm var. Bir gün oturup tüm bu bloknot kabalığını bir düzenleyeyim, bir kitap haline getireyim dedim. Belki benden sonra dünyanın herhangi bir yerinde, herhangi bir hastanın tedavisinde işe yarayabilecek birkaç cümle bulan birileri olacaktır bu günlükte… Bir tek hastanın tedavisinde bile katkısı olacaksa bu günlük, yayımlanmalı dedim…

Sevil Avşar

“Bu kitapta ne mi var? Pek çoğu acı vermiş olan anılar. Sevil’in yaşamı, algıları, duyguları, ihtiyaçları, düşünceleri, değerlendirmeleri… kısaca onun dünyasına ait olan her şey. İnsanlar, nesneler, sesler, renkler, hep onun penceresinden göründüğü haliyle yer alıyor bu kitapta. Elbette öyle olacak diye düşünüyor insan ama bunu anlamak öyle kolay değil aslında. Hemen söylemek gerekir ki sözü geçenler kendileri değil, Sevil’in içine attığı imgelerdir aslında. Sevil’in onları yaşama ve saklama halidir. Sevil’le bir terapi odasında başlayan yürüyüşümüz sanırım sürecek daha. Belki yaşam boyu sürecek ve bu yolculukta kimbilir daha neler keşfedilecek, ne dönemeçler yaşanacak! O, görmeyi, bilmeyi, anlamayı istedikçe! Sana yürek dolusu, kocaman bir geçmiş olsun Sevil.Yürekli ve korkak öyküne sahip çıkışınla çok yaşa, keyifli yaşa!”

Dr. Nevin Eracar

 

Posted in Sosyal0 Comments

Bipolar Çocuğunuz ve Siz

Judith Lederman, Candida Fink

Bipolar bozukluk son zamanlarda çocukları etkileyen hastalıklar arasında en çok yanlış anlaşılan ve yanlış teşhis edilen bir hastalık olarak belirlenmiştir, çarpıcı şekilde artmaktadır. Bipolar Çocuğunuz ve Siz, anne babalara bu meydan okuyucu tanıyla baş etmeleri için gereken kusursuz öğütler ile uzman bilgilerini vermekte ve aynı zamanda bipolar bir çocuğun yanı sıra aile bireylerinin de bipolar çocuğa gereken bakım ve desteği nasıl sağlayacaklarını göstermektedir.

Arka kapak

Çeviren: Tayfun Hakan

Orjinal Adı: The Ups and Downs of Raising a Bipolar Child: A Survival Guide for Parents
Bu kitabı gazeteci olan Judith Lederman adlı bipolar bir çocuk annesi ve çocuk psikiyatristi Candida Fink birlikte yazmışlar.

Judith bir bipolar annesi, 3 çocuklu, en büyük çocuk ergenlik çağında, ortanca 5 yaşlarında, ondan ufakta bir kızı var. Ortanca çocuğu daha 4-5 yaşlarında iken kendini öldürmek, dünyada yaşamamak benzeri farklı hareketler yapmış. Sonrasında okulda, evde bakıcılar beklenmeyen hareketler yaparak, ailesine başa çıkamayacağı sorunlar yaşatmış. Götürdükleri bir psikolog dikkat çekmeye çalışma hareketleri olarak durumu küçümsemiş. Devamında bakıcılara yaşattıkları ve bir defasında da küçük kızkardeşinin burnunu ısırmasıyla olaylar daha da dikkat çekici bir hale gelmiş. Bu arada da Anne kendini suçlamakta, çocuğuma bakamadım, başında duramadım çalışmam gerekiyordu… Durumun düzelmemesi sebebiyle, bir gün baba evde diğer iki çocuğa bakarken, annesi çocuğu bir hastaneye götürmüş ve orada zorla bir kağıt imzalamış 72 saat gözetimde kalması için, aksi halde hastanede velayetini alırız diye korkutmuşlar. Çocuğa hiperaktivite tanısı konulmuş ve ritalin ve bir başka ilaç verilmiş. Ama çocuğun ritalini aldığı birkaç gün boyunca olaylar daha da içinden çıkılmaz bir hale gelmiş.
Bundan sonra başka bir çocuk psikiyatristine de gitmişler, durum anlatılınca ve Annenin kayınpederinde de duygulanım bozukluğu olduğu hikayesini doktor öğrenincer, birden çok kızmış.. Kime? Hastaneye.. Çocuğa o ilaçları verdikleri ve bipolar olduğunu anlayamadıkları için. Bu olay çocuk 8 yaşlarında iken olmuş. Doktor tekrar sigorta şirketini aramış, ama başka bir hastanede yeniden çocuğun bir süre yatılı tedavi altına alınmasını sağlamış. Tedavi sonrası artık eskisi gibi başa çıkamadıkları bir durum yaşamamışlar..

Anne Judith ve eşi için en sevindirici haber ise, bu hastalığın ortaya çıkmasında kendilerinin hiçbir suçu olmaması imiş. Doktor öyle söylemiş. Daha önce hep kendisi neyi eksik yanlış yaptı da çocuğu hasta oldu diyormuş, üzülürrmüş.

Kitabın bölümleri sonunda doktorun 1-2 sayfa yazdığı kısımlar var onun dışında hep bipolar çocuk annesi Judith yazmış kitabı..
DSM-IV yetişkinlere tanı koyma için hazırlandığından ve çocuklar tam bir mani depresyon dönemi değil ama gün içinde değişken daha farklı ve ani duygudurum değişimleri yaşadığı için, doktorlar farklı bir yolla tanıya karar veriyorlarmış..

Kitapta nasıl doktor, psikolog, sosyal işler uzmanı seçilir terapi alınır, ne zaman doktor psikolog değiştirilmeli, sigorta şirketlleri ne yapar vb biraz Amerika’ya özgü bölümler de var.. Özeti kitaba bakarak yapmam daha iyi ama, şimdilik akıldan yapalım..

Mahremiyet başlığında çocuk ve ailesinin doktrorun terapistin konuşmalarını, kayıtları ne ölçüde görebileceği vb yazılmış kitapta. Amerikan yasalarına göre aile çocukla ilgili tutulmuş tüm yazılı kayıtları, hastane belgelerini alma, kopyasını çıkarma hakkına sahipmiş. Zaten kitapta bu tavsiye de ediliyor, ileride başka doktora hastaneye gidilirse yardımı oması açısından tavsiye ediliyor.

Alternatif tedaviler başlığında, hayvan destekli terapi kısmı ilgi çekici. Çocukların hayvanlarla iletişimi, sevmesi gibi durumlar açısından öneriliyor.. Ancak köpek beslese bile, uygun olunmayan zamanlarda ailenin köpeği çocuktan farklı bir yerde tutması öneriliyor. Öte yandan bir At terapisi varmış, hem hayvanları tanıyor, at binmeyi öğreniyor ve hem de eğitim alıyor.

 

Posted in Bipolar Yaşam0 Comments

Çılgınlık Meleklerini Dinledik

Diana Berger, Lisa Berger

Orijinal adı: We Heard The Angels Of Madness

Çeviri: Celal Kapkın

Yayınevi: Mert Yayıncılık

1. Basım – Haziran 1990
362 sayfa

Bu kitaptaki iki gerçek:
Manik depresyonun aileme yaptıkları üzerine kişisel öyküm ve hastalığın kendisi üzerine bilgidir

Kitaba neden bu isim verilmiş?

Bu adı Mark’ın ve bizim geçirdiğimiz ezici coşku ve deneyimleri anlattığı için seçtik. Melekleri Mark gördü ve dinledi.
Bu melekleri – Mark’ın hastalık karmaşası süresince- biz de dinledik. Mark’ın hastalığı için cinnet gibi eski terimlerden psikoz’a kadar bir çok ad var. Ama bize göre hastalığın güç ve gizemini en iyi çılgınlık betimliyor.
Sayfa:20
18 yaşında sağlıklı bir kolej öğrencisi olan Mark ilerleyen zaman içinde normaldışı davranışlar sergilemeye başlar. Çevresine karşı saldırgan davranışlarda bulunması Mark’ın gözaltına alınmasına neden olur ve ailesine haber verilir. Annesi(Diana) onu almaya gider ve birlikte eve dönerler. Mark’ın normaldışı davranışları evde de devam eder. Yakın akrabaları onun uyuşturucu kullandığını, bu yüzden tuhaf davranışlarda bulunduğunu söylerler. Mark’ı uyuşturucu sağaltım merkezine götürürler. Mark’ın testlerinde uyuşturucuya rastlanmaz; Mark manik depresiftir. Aile özellikle de anne Mark’ın iyileşmesi için çareler aramaya başlar. Babanın ilgisiz kalması anne ile arasını açmaktadır. Evdeki tartışmalar Mark ve hastalığı üzerine olmaktadır. Anne bir yandan da Mark’ın bu duruma gelmesinde kendisinin rolünü sorgulamaktadır. Manik depresif hastanın yaşamından bir kesit sunan kitap bu şekilde hastalığın hastanın ailesine etkilerini de göstermektedir.
Mark’ın rahatsızlığına tanı koymak için doktorlar anneye bir takım sorular sorarlar. O ana kadar anne kendi ailesinden bugüne kadar kimse de ruhsal bozukluklar olmadığını söylemektedir. Ancak sorulan sorular üzerine büyük teyze Helen’in de bir şizofren, Mark’ın dedesinin de bir alkolik olduğu gerçeği hatırlanır. Mark mani nöbetlerini sık sık geçirmektedir. Bu nöbetler sırasında sanrılar Mark’dan Şeytan kovmak için ayinler yapmasını istemektedirler. Kendisinin Tanrı tarafından seçildiğini söylerler. Depresif dönemde günlerce yemek yemez, yatağından çıkmaz kimsenin de kendisine yaklaşmasını istemez.Tekrar mani dönemine girdiğinde yüksek bir özgüven oluşur, piyano çalmaya başlar, üniversiteye gideceğini söyler, yüksek sesle müzik dinler, her şeyin üstesinden gelebileceğine inanır, inanmayanlara da saldırganca tepkiler gösterir.

Üniversite de bütün derslerinin AA olduğunu söyler ancak bir süre sonra eve gelen mektup durumun böyle olmadığını aslında derslerinin FF ve DC arasında olduğunu göstermektedir. Mark ilaçların etkisi ile sakinleşmeye ve hastalığını kabullenmeye başlar. Bir çok doktor değiştirmiş olmasına rağmen bir doktor da karar kılar. Bu doktor ilaçla tedavinin yanında Mark’a Gerçeklik Terapisini kullanarak danışma uygulamaktadır. Mark bu iki yöntemle birlikte hızlı bir iyileşme sürecine girer. Manik depresifin pahalı bir hastalık olduğunu öğrenen aile Mark’ın tedavi ücretlerini karşılamakta zorlanır. Ama onun tedaviye sonuna kadar devam etmesini sağlarlar. Aile özellikle de anne Mark ile olan ilişkilerini gözden geçirir. Eskisi gibi Mark’ı sürekli aramaz ve çok üzerine düşmez. Evdeki sohbet konuları Mark olmaz.
Manik depresif hakkında bir çok bilgi edinen ve hastalığı kabullenen Mark ve ailesi tam bir iyileşme sürecinin hemen gerçekleşmeyeceğini bilirler. Ancak sonraki mani nöbetlerinde neler yapmaları gerektiğini de bilirler. Mark, ailesi ve doktoru ile işbirliği içinde tedaviye devam eder. Mark en azından hastalığıyla mutlu bir yaşam sürebilecektir

Posted in Bipolar Yaşam0 Comments